Son yıllarda Türkiye’de tiyatro üretimi hiç
olmadığı kadar canlı, yaratıcı ve cesur. Ancak bu yaratıcılığın arkasında
giderek ağırlaşan bir yük var: artan sahne kiraları.
Özellikle bağımsız tiyatrolar için sahne kiraları
artık yalnızca bir gider kalemi değil, doğrudan varoluşsal bir sorun haline
gelmiş durumda. Büyük şehirlerde prova ve temsil yapılabilecek sahnelerin
sayısı sınırlıyken, mevcut sahnelerin kira bedelleri her sezon daha da
yükseliyor. Bu durum, tiyatro ekiplerini sanatsal kararlar yerine ekonomik
zorunluluklarla hareket etmeye zorluyor.
Tiyatrolar Ne
Yaşıyor?
Artan sahne kiraları, tiyatroların üretim
süreçlerini birçok açıdan etkiliyor:
- Oyun sayıları düşüyor: Yüksek
kira bedelleri nedeniyle ekipler daha az temsil yapabiliyor.
- Bilet fiyatları artıyor:
Seyirciye ulaşmak zorlaşırken, tiyatro daha “erişilmez” bir hale geliyor.
- Risk almak zorlaşıyor: Yeni
metinler, deneysel işler ve genç ekipler için sahne bulmak neredeyse
imkânsızlaşıyor.
- Sürdürülebilirlik tehlikede: Birçok
tiyatro, yalnızca sahne masraflarını karşılayabilmek için üretimden taviz
vermek zorunda kalıyor.
Kısacası, sahne kiraları yalnızca tiyatroları
değil, doğrudan seyirciyle kurulan bağı da zedeliyor.
Peki Başka Bir
Yol Mümkün mü?
Tam bu noktada, alışılmış sistemin dışına çıkmak
gerekiyor. Tiyatronun sadece “bilet satılan bir etkinlik” değil, deneyim
odaklı bir buluşma olduğunu yeniden hatırlamak şart.
thehouseseat, tam da bu
ihtiyaçtan doğan bir yaklaşım sunuyor.
thehouseseat
Nasıl Bir Çözüm Sunuyor?
thehouseseat, tiyatroların gelir modelini
yalnızca bilet satışına bağımlı olmaktan çıkararak, daha sürdürülebilir bir
yapı kurmayı hedefliyor.
- Daha dolu salonlar: Boş
koltukların kayıp değil, potansiyel olduğunu hatırlatıyor.
- Yeni seyirciyle buluşma:
Tiyatroların daha geniş ve çeşitli bir izleyici kitlesine ulaşmasını
sağlıyor.
- Gelir sürekliliği:
Oyunların daha istikrarlı bir şekilde sahnelenmesine katkı sunuyor.
- Sanatsal özgürlük: Ekonomik
baskı azaldıkça, tiyatrolar yeniden risk alabiliyor, üretebiliyor.
Artan sahne kiraları tek başına çözülebilecek bir
sorun değil; ancak doğru iş birlikleri ve alternatif modellerle etkisi
azaltılabilir. thehouseseat, tiyatroların yalnız olmadığını ve bu krize
karşı birlikte hareket edilebileceğini gösteren bir örnek.
Sahne Yaşasın
Diye
Tiyatro, ancak sahne varsa yaşayabilir. Sahne ise
yalnızca dört duvardan ibaret değil; seyirciyle kurulan canlı bir bağ,
paylaşılmış bir an ve kolektif bir emek.
Artan sahne kiralarının gölgesinde, bu bağı koruyabilmek
için yeni yollar denemek zorundayız.
thehouseseat olarak biz, tiyatronun yanında durmaya ve bu yolları birlikte
açmaya devam ediyoruz.